Bursaspor lige verilen aradan sonra seyircisiyle buluştuğu maçta Mardinspor’a 2-1 yenildi.
Az değil, 3 haftalık bir ara vardı. Bu arayı iyi değerlendirip lige 3 puanla başlamak çok önemliydi.
Bursaspor ilk yarıda çok kötü bir oyuna imza attı. Bırakın pozisyon üretecek durumu, ayakta duracak hali yoktu.
Üstelik de 1-0 geriye düşmüşken, oyuncular hiçbir reaksiyon göstermeden ilk yarıyı bitirdi.
İkinci yarı oyun tamamen rakip sahada oynandı, 1-2 pozisyonu kaçırdıktan sonra Kral Iheanacho yine aynı yerden golünü attı.
TAM MAÇI ÇEVİRİYORUZ DERKEN…
“İşte tamam oldu, yine eskisi gibi son dakikada atar maçı öyle böyle alırız” derken, bu kez golü rakip buldu 3 puanla birlikte hayallerimizi de alıp götürdü.
ilk yarıda rakip önde bastı, orta alanı kapayınca pas yollarımız tıkandı, ileri topu taşıyamadık.
Bunda da takımda usta ayaklara sahip olmayışımız büyük bir etkendi.
Kanatlar oldukça etkisizdi, görevleri, rakipleri geçerek topu ileri taşımak olmasına rağmen bunu maalesef beceremediler. Sürekli topu yana kullanarak rakibin nefes almasına olanak sağladılar.
Devre arası 3 değişiklik yaparak ikinci yarıya başladık.
Ama maalesef maç boyunca bunun etkisini bir türlü göremedik. Her zaman olduğu gibi yedeklerden bir türlü verim alamadık.
Ertuğrul Ersoy’un 80’de oyuna girip forvette görev alması bence doğru bir karardı.
Kulübeye baktığımızda, yapacak başka bir şeyin olmadığını gördük.
Belki de bu bir çaresizlikti!
Ligin en pahalı kadrosuna sahip olan takımda oyuna girenlerin hepsi kafamızda birer soru işareti olarak kaldı ve bu gecenin kötü olayı da buydu!
Beraberlik geldi; ikinci gol gelsin, saldıralım, yardıralım, parçalanalım derken, her şeyi unuttuğumuz anda rakibin kontrası ve yediğimiz golle sahamızda ilk yenilgiyi aldık.
Tamam üstündük, pozisyona girdik, fakat rakip ikinci yarı başında altıpastan topu kafayla dışarı attı, yine kontra bir topta Alperen son anda müthiş bir hamle yaptı. Bunlar olmasa, farklı da mağlup olabilirdik.
Hocamız Mustafa Er oyuna konsantre olmak varken 4. hakemle oynamayı, didişmeyi tercih edince maalesef kırmızı kartla saha dışına yollandı.
Bu ilk değil, sonuncu da olmayacak.
Teknik adamın saha içine odaklanmak zorunda olduğunu, diğer dış etkenlere gözünü kapaması gerektiğini en acemi teknik adam bile bilmekte.
80’li yıllarda ne tablet ne bilgisayar ne de cep telefonunun olduğu yıllar; siyah beyaz TV seyrettiğimiz günlerde tek eğlencemiz; Adile Teyzemizin “Uykudan Önce” programıydı.
Bize anlattığı hikayeleri, gözümüzü dört açıp dikkatlice dinler, ardından yatağa gider bir güzel uyurduk.
Bundan önce oynadığımız maçlarda ve bugün ilk yarıda tribünde bulunanlar ve televizyon başında oturanlar oynanan futboldan Adile Teyzemizin hikayelerini dinlemiş gibi uyuya kaldı.
Bundan sonra “Uykudan Önce” hikayelerini dinlemek, izlemek ve bunu anlatanların yerine, bizi tekrar ayağa kaldıracak, hedefe götüreceklerin yazdıkları hikayelerle yolumuza devam etmeliyiz.






Yorumlar